9 haftalık rutin ve alışkanlıklar sürecinin ilk 2 haftası bitti

9 haftalık rutin ve alışkanlıklar sürecinin ilk 2 haftası bitti

Bundan 2 hafta kadar önce, 9 haftalık bir rutin ve alışkanlık oluşturma sürecini başladığımı duyurmuş ve bu yönde ilk 3 haftalık önceliklerimi belirlemiştim. Yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Süreç içinde en disiplinli hareket ettiğim ancak bugün uyamadığım günde 10.000 atma konusu var. Onun dışında yine disiplinle hareket edebildiğim web sitesine yazı yazma konusu da var. Ama diğerleri için zinciri çokça kırdığımı söyleyebilirim. Ancak sonuçta mekanik bir sistem değil ve bizler de makine değiliz. Diğer taraftan bu görselleştirme ve boyama, yapmak istediklerimi ne oranda yapabildiğim konusunda bana yol gösteriyor. Öz eleştiri yapıp tekrar zincir yapmaya çalıştığım da oluyor, kendimle gurur duyduğumda (mesela üşenmeyip gece yürüyüşüne çıkmamı da boyama motivasyonu sağlıyor) Özetle, bir şeyler yapmam lazım modundan, bir şeyleri yapmaya başlama ve sürdürebilme… Okumaya Devam Et

Eat the frog (Ye o kurbağayı) kitabından önemli noktalar

Eat the frog (Ye o kurbağayı) kitabından önemli noktalar

Brian Tracy’nin çok satan kitapları arasında yer alan “Eat the frog” kitabından alınabilecek en önemli yerleri kısaca yazmak istedim. Benim için de güzel bir tekrar oluyor. “Kurbağayı yemek”, en önemli görevinizi belirlemek ve onu tamamlanana kadar tek bir odakla ele almak anlamına gelir. Yani diyor ki, sabah kalkar kalkmaz bu işe oturun ve kurbağıyı yemeye başlayın. En önemli görevlerinize doğrudan başlayın. O-ya-lan-ma-yın En önemli görevinize odaklanma yeteneğiniz, başarınızı belirleyecektir. Başarı için en iyi kural, kağıt üzerinde düşünmektir. Hedeflerinizi yazın Geliştirirseniz kariyer başarınız üzerinde en büyük etkiye sahip olacak tek beceriyi belirleyin. Her gece, ertesi gün başarmak istediklerinizin bir listesini yapın. Bir ana liste, aylık liste, haftalık liste ve günlük listeye sahip olun. Bir “A” görevi, mümkün olan en kısa sürede… Okumaya Devam Et

Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz (Süleyman Demirel)

Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz (Süleyman Demirel)

Rahmetli Süleyman Demirel söylediği çok önemli sözler olmuştur. Kendisi hem hazır cevap üstadı hem de çok iyi bir laf cambazı idi. Bu özellikleri ile birlikte, akıllarda yer etmiş çok farklı sözleri olmuştur. Benim ara ara andığım bir sözü var ki, hepsinden güzel bence 🙂 “Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz“ Bu sözün üstünde düşündükçe çok fazla derinliği olduğunu fark edebilirsiniz. Ancak benim temas etmek istediğim bunlardan sadece birisi olacak bugün. Lise yıllarımda, özellikle üniversite sınavından önce bazen basit sorunları bile büyütüp kafaya takan bir yapım vardı. . Bu sorun üniversite 1’in sonuna kadar devam etmişti. (Şu an bu yapıdan eser yok, hatta takıntıdan fazlasıyla uzağım) Bu dönem boyunca, hafif bazen de ağır takıntılarla da boğuşuyordum. Bazen gerçekten mesele olan konular… Okumaya Devam Et

Çin Atasözü : Her olayın bir hikayesi vardır. Senin hikayen, benim hikayem ve gerçek hikaye

Bu atasözünü çok severim. Neden mi? Olayları herkes kendi penceresinden anlıyor ve anlatıyor :)) Herkesin baktığı açı farklı olabilir. Herkes kendi çıkarına göre hikayeyi şekillendiriyor olabilir. Biz bireysel olarak bir karar verirken, tüm bu dış etmenlerden bağımsız, gerçek hikayeyi öğrenecek ve baz alacak şekilde bir karar vermeliyiz. Aksi takdirde çok sevdiğim Nasrettin hoca fıkrasındaki gibi bir duruma düşeriz : Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra: – Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim? Hoca ne yapsın? – Haklısın, demiş. Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş: – Haklı… Okumaya Devam Et

Ego terimini yanlış kullanıyoruz.

Ego denince akla Sigmund Freud amcamız geliyor. Zamanında Sigmund Freud insan zihninin üç ana bileşenden oluştuğunu ortaya atmış. ID , EGO ve SÜPEREGO. İd: Sigmund Freud’un psikanalitik teorisinden gelir ve zihnin ilkel ve içgüdüsel kısmını ifade eder. İd, haz prensibine göre çalışır ve arzuların sonuçlarını dikkate almadan anında tatmin arayışındadır. Hemen olsun ister, hemen hemen hemen. Örneklendirmek gerekirse : Ego kavramı bizim kullandığımız “Çok egolu” , “Egosu yüksek” terimlerinden farklı. Aslında biz bu terimi yanlış kullanıyoruz. Bu yazının devamı gelecek. Çok yakında 🙂

Konumsal Güç kişiyi önemli kılar, Kişisel güç kişiyi değerli kılar.

Yıllar önce aldığım bir eğitimden aldığım çok önemli bir not vardı: Konumsal güç kişiyi önemli kılar , Kişisel güç kişiyi değerli kılar. Konumsal güç, apoletin gücüdür. Apoletiniz, kıdeminiz, mevkiiniz ne kadar yüksekse o kadar önemli hale geliyorsunuz. Konumsal gücünüz birçok kapıyı açıyor. Kabinede bakan olduğunuzda herkes size “Sayın Bakanım” der ancak bakanlığınız bitince Mehmet Abi’ye dönersiniz en fazla. Size açılan kapılar açılmaz olur birden. Konumsal güç, organizasyon içinizdeki yere göre, hiyerarşideki pozisyonunuza göre belirlenir. Yönetici iseniz, altınızda çalışanlara göre bir konumsal gücünüz olur. Daha üst yöneticilik pozisyonlarında gücünüz daha da artar. Bazen de ceza verici mevkide iseniz, konumsal gücünüz zirve yapar. Otoritenin başında olursunuz. Kişisel güç ise , kişinin etki gücünü temsil eder. Bireysel ilişkiler kurabilme gücü, konusundaki uzmanlık gücü,… Okumaya Devam Et