Talih, emekleriniz karşısında diz çökecektir.

Talih, emekleriniz karşısında diz çökecektir.

Çok şanslı veya çok talihli insanlar olabilir. Doğrudur. Ama bunlar çok istisnai örneklerdir. Ama yürekten inandığım bir şey var ki : Şansın ve talihin, kişinin gösterdiği çaba ve emek karşısında boyun eğeceği kesindir. Başarıya ulaşmanın anahtarı, sürekli ve disiplinli bir şekilde çalışmaktır. Emek vermeden, sadece şansa güvenerek büyük başarılara ulaşmak zordur. Bu nedenle, hedeflerinize ulaşmak için kararlılıkla çalışmalı, engellerle karşılaştığınızda pes etmemeli ve her zaman en iyisini yapmaya gayret etmelisiniz. Anahtar kelime pes etmemek ve sonuna kadar gidebilmek. Kişi kendi yazgısını, kendi kaderini kendi inşa edebilir. Ne kadar çok çalışırsanız, şansınız da o kadar artar. Başarı, tesadüflerin değil, bilinçli ve sürekli çabaların sonucudur. Bu nedenle, her gün biraz daha fazla çaba göstererek, talihin sizin yanınızda olmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın, emeklerinizin karşılığını… Okumaya Devam Et

“Dead Horse” – “Ölü At” Teoremi ve yönetim bilimindeki yeri

“Dead Horse” – “Ölü At” Teoremi ve yönetim bilimindeki yeri

“Ölü at (Dead Horse)” terimi, devam eden çabaların sonuçları değiştiremeyeceği bir durumu tanımlamak için mecazi olarak sıkça kullanılır. Bu terim, “ölü bir atı dövmek” ifadesinden türemiştir ve bu, kaybedilmiş bir dava için zaman ve enerji harcamak anlamına gelir. At sanki canlıymış gibi kırbaçlanır, ama aslında at çoktan ölmüştür. Peki bu teoremin yönetim bilimlerindeki yeri nedir? Faydasızlığı Tanıma: “Ölü bir atı dövmek” ifadesi, yöneticilere devam eden çabaların faydasız olduğunu tanımalarını hatırlatır. Bir proje veya strateji, tekrarlanan denemelere rağmen sonuç vermiyorsa, kaynakları buna yatırmayı bırakmanın zamanı gelmiş olabilir. Seçici Terk: Yönetim uzmanı Vijay Govindarajan, şirketlerin artık etkili olmayan geçmiş uygulamaları “seçici olarak terk etmeleri” gerektiğini önerir. Bu, şirketin başarısına artık katkıda bulunmayan eski yöntemleri veya projeleri belirlemek ve bırakmak anlamına gelir. Stratejik… Okumaya Devam Et

Konumsal Güç kişiyi önemli kılar, Kişisel güç kişiyi değerli kılar.

Yıllar önce aldığım bir eğitimden aldığım çok önemli bir not vardı: Konumsal güç kişiyi önemli kılar , Kişisel güç kişiyi değerli kılar. Konumsal güç, apoletin gücüdür. Apoletiniz, kıdeminiz, mevkiiniz ne kadar yüksekse o kadar önemli hale geliyorsunuz. Konumsal gücünüz birçok kapıyı açıyor. Kabinede bakan olduğunuzda herkes size “Sayın Bakanım” der ancak bakanlığınız bitince Mehmet Abi’ye dönersiniz en fazla. Size açılan kapılar açılmaz olur birden. Konumsal güç, organizasyon içinizdeki yere göre, hiyerarşideki pozisyonunuza göre belirlenir. Yönetici iseniz, altınızda çalışanlara göre bir konumsal gücünüz olur. Daha üst yöneticilik pozisyonlarında gücünüz daha da artar. Bazen de ceza verici mevkide iseniz, konumsal gücünüz zirve yapar. Otoritenin başında olursunuz. Kişisel güç ise , kişinin etki gücünü temsil eder. Bireysel ilişkiler kurabilme gücü, konusundaki uzmanlık gücü,… Okumaya Devam Et

Controlling’de anlamak kadar anlatmak da önemlidir.

2013 yılında kariyerimde ciddi bir değişiklik yaptım. Hem de 180 derecelik bir değişiklikle, operasyonal alandaki yöneticilik pozisyonunu bıraktım ve Finans (Controlling) alanındaki başka bir yöneticilik pozisyonuna geçtim. Uyum sağlamam, ve Controlling ile ilgili konuları geliştirmem zaman almadı, bu konuyu ayrı bir yazıda belirteceğim. Bugün belirtmek istediğim ise, Controlling’in salt olarak raporlama yapan bir departman olmaması gerekliliği. İngilizce bir tabir var : Scorekeeper .. Yani sadece skoru tutan, aradaki farkları anlatan bir departman olarak kalmalı. Aynı zamanda stratejik partner olarak alıncak kararların yön göstericisi olmalı. Bunun için, öncelikle sorunu anlamak, bu sorunu etkili bir şekilde anlatmak ve anlattığı konular üzerinden çözüm önerileri de getirmek gerekiyor. Burdan Controlling alanına girmek isteyen veya halihazırda o alanda çalışan tüm arkadaşlara söyleyebileceğim : Excel’de varyans… Okumaya Devam Et

Akıllıca bir tembellik, budalaca bir çalışkanlıktan iyidir…

Akıllıca bir tembellik, budalaca bir çalışkanlıktan iyidir…

Her zaman çalışmanın, gayret etmenin önemini anlatmışımdır. Ancak bazen, durup ne yapıyoruz diye bakmamız gerekiyor. Yaptığımız her ne ise, onu verimli mi yapıyor muyuz? Ya da çalıştığımız şey ne ise onu bitirdiğimizde bir amaca hizmet edecek mi? Bu basit soruların cevaplarını bulmadan yapılanların verimi düşük oluyor. Bazen de dışardan bakan bir gözün objektif görüşlerini almak gerekiyor… Selamlar Volkan

..mış gibi yapmak…

..mış gibi yapmak…

Üniversiteli gençlerle yaptığım sohbetlerde, veya verdiğim seminerlerde altını özellikle çizdiğim bir konu var. İş yaşamınız boyunca kesinlikle “miş/mış gibi yapmayın” Çalışıyormuş gibi yapmayın Projeyi bitirmiş gibi yapmayın Dinliyormuş gibi yapmayın … Eğer birşey yapıyorsanız, sonuna kadar vaktinizi en iyi şekilde ve en yüksek çıktıyı elde edecek şekilde yapın…