Küçük ve Büyük Şirketler

Küçük ve Büyük Şirketler

Küçük balıklar kendi krallığını büyütmek için gece gündüz demeden çalışmakta. İş dünyasında büyük iyidir: büyük karlar peşinde koşulur, milyon dolarlık anlaşmaların sözü geçer, bir sektörde kurumunuzun cirosu ne kadar büyükse, yönetici olarak sesiniz o kadar güçlü çıkar. İşler büyüdükçe, kurumunuz daha fazla gelir sağlar, karlılık yükselir, pazardaki konumunuz güçlenir. Şirketin iyi gitmesi sizin de kazancınızı etkiler. Okyanusta büyük balık olmak iyidir: En büyük yemi siz yersiniz, kocaman olduğunuzdan çevrenizdeki diğer balıklar sizden çekinir, uymaları gereken kurallara uyar, size saygı gösterirler. Ancak, büyük balık olmanın zorlukları yok değildir: hiçbir zaman küçük balıklar kadar hızlı yüzemezsiniz, kaçıp bir yosunun veya kayanın arkasına saklanamazsınız, herkes sizin geldiğinizi gölgenizden anlar. Diğer balıkların yediklerinden arta kalanla beslenemezsiniz, sizin karnınız ancak büyük yemlerle doyar. Çoğu zaman… Okumaya Devam Et

Duyular ile pazarlama

Duyular ile pazarlama

Tüketiciler satın alma kararlarında aklın yanı sıra duyularını da dinliyor. Beş duyuya hitap eden duyusal pazarlamanın önemi ise her geçen gün artıyor. Bundan birkaç yıl önce Ankara- İstanbul arası yolculuk etmek demek bol virajlı Bolu Dağı yolunda her virajın ardında bir restoranla karşılaşmak demekti… Bu karşılaşmadan hemen önce sürücüler buram buram ızgara kokusu ile karşılanır, sonrasında ise örümcek ağına takılmış sinek misali ailecek ızgara yerken bulurlardı kendilerini. “Izgara” kokusu dediğimize bakmayın, sürücülerin hipnotize olmalarını sağlayan bu uygulamanın arkasında yol kenarında yakılan kemikler yatıyordu. Uygulamanın yaratıcısı ise, bugün üzerinde yüzlerce bilimsel makale yayınlanan “duyusal pazarlamayı” içgüdüleriyle uygulayan restoran sahiplerinden başkası değildi… Bugün artık her gün yüzlerce mesajla karşılaşan tüketici, satın alma kararlarını verirken sadece “rasyonel” davranmıyor. Duymak, işitmek, koklamak, tatmak ve… Okumaya Devam Et

“Benden Sonra Devam” – Akın Öngör

“Benden Sonra Devam”  – Akın Öngör

Akın Öngör..   1991-2000 yılları arasında Garanti Bankası’nda Genel Müdürlük yapmış ve bankayı baştan aşağıya değiştirebilmiş kişi.. Birçok kişinin ve Ferit Şahenk’in söylemi ile bugün ki Garanti Bankası’nın mimarı..   “Benden Sonra Devam” kitabında Genel Müdür olarak çalıştığı dönemi anlatıyor..   Akın Öngör, Kendi halinde bir holding bankası olarak değerlendirilen bir kurumun, Avrupa’nın en iyi orta ölçekli bankaya dönüşümünü anlatıyor..   Bu dönüşümün mimarları arasında bulunan Akın Öngör, kitapta uyguladığı liderlik felsefesini akıcı bir üslupla anlatmış… Kitabı okumak için bankacı olmak gerekmiyor..Kitap meslek hayatına yeni atılmış kişilere hitap ettiği kadar, deneyimli kişilere de yön gösterir nitelikte..   Kitapta kötü özellikler yok mu? Tabiki var… Bir kaç olayı bir çok yerde tekrarlaması en kötü özelliği belki.. Ama bununda konuyu empoze etmesi açısından yararı var…. Okumaya Devam Et

Brucee Lee .. “Be water, my friend”

Brucee Lee .. “Be water, my friend”

Brucee Lee, dövüş sanatlarındaki ustalığının yanısıra, felsefe konusunda da hatırı sayılır düşüncelere sahiptir.. Ancak söylemleri arasında belki de en meşhurlaşmış videosu budur. Aslında dövüş sanatları için yaptığı bir konuşmada kullanmıştır bu sözleri. Ancak çok derin anlamlara sahiptir. “Empty your mind, be formless… shapeless, like water. If you put water into a cup, it becomes the cup. You put water into a bottle; it becomes the bottle. You put it into a teapot; it becomes the teapot. Water can flow, or it can crash. Be water, my friend…”      

İhtiyar Köylü ve Yorum Farkı

İhtiyar Köylü ve Yorum Farkı

Üniversite yıllarında gittiğim NLP ile ilgili bir seminerde anlatılmıştı.. Tabi anlatan kişinin anlatma şekli de aklıma kazınmasında önemli bir faktör.. Ama asıl aklıma kazıdığı vermek istediği mesajdı… —————————– Çin düşünürü Lao Tzu‘nun çok sevdiği bir öyküdür. Bir köyde ihtiyar bir   adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral   bile onu kıskanırmış.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. – “Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş   hep.. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış; – “Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.   Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran   var, ne de atın” demişler….. Okumaya Devam Et